Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimi Atatürk’ten böyle koptu

Atatürk’ün CHP’sinden ideolojik kopuşu çoktan tamamlamış olan ve eylemsel olarak da giderek HDP'lileşen CHP üst yönetimi ile bir Atatürkçü olarak aynı parti çatısı altında kalmak, PKK/HDP ile bundan sonraki eylemlerine de ortak olmak anlamına gelmektedir.

Köksüz bir parti de, insan da yeryüzünde yoktur, bulunmaz.

Bütün partilerin gücünü, ideolojisini aldığı, sırtını dayadığı, üzerinde yükseldiği kökleri vardır!

Örneğin HDP ve PKK'nın kökleri, Sevr Antlaşması'na ve Kürt Teali Cemiyeti'ne uzanır.

Atatürk CHP’sinin kökleri de, 1870'li yıllarda Namık Kemal'lerle, Ziya Paşa'larla, Mithat Paşa'larla toprağın derinliklerine oturmuştur.

İttihat ve Terakki ile ideolojik olarak şekillenmiş Türk milliyetçiliği çizgisine kavuşmuştur.

4-12 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’inde “Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında kurulan parti, Atatürk’ün önderliğinde verilen bağımsızlık savaşı, emperyalizm ve kapitalizme karşı mücadeleyi esas alan halkçılık programı, milli demokratik devrim anayasaları ile dal budak salmış bütün ülkeyi sarmıştır.

Atatürk’ün CHP’si, emperyalist İngiltere’nin bütün ülke sathında kışkırttığı gerici ve bölücü iç isyanları bastırarak, genç devrimci Cumhuriyet’in toplumsal, siyasal, ekonomik ve askeri alanda gerçekleştirdiği, Atatürk’ün “süresiz” diye adlandırdığı devrimleri başarmıştır. Özellikle 1930’larda mucize diye açıklanabilen milli ekonominin her alanında gösterdiği planlı, kamucu, halkçı ve devrimci yükselişi ile 150 yıllık devrimci bir geçmişe sahip koca bir çınar olmuştur. Türk milletini kavramış, kucaklamıştır.

KÖKSÜZLÜĞÜN İLANI

Kılıçdaroğlu, “Biz 1930’ların CHP’si değiliz” diyerek bu devrimci çınarı kesmiş, köksüzlüğünü ilan etmiştir.

Kılıçdaroğlu, “Biz 1930’ların CHP’si değiliz” diyerek 1930’lu yıllarda planlı kamucu ve halkçı ekonomi ile milleti seferber ederek yaratılan millî ekonomiyi de reddetmektedir.

Kılıçdaroğlu, esasen 1930’lu yıllarda emperyalist İngiltere’nin desteklediği Şeyh Sait ve Seyyit Rıza'nın başlattığı isyanların ve diğer isyanların genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından bastırılmış olmasından duyduğu rahatsızlığını açıkça ifade etmekte ve "Dersimli Kemal'im" diyerek de CHP'nin 1930’lu yılların köklerinden tamamen kopması için son atışı yaparak devrimci tarihi programdan silmektedir.

Kılıçdaroğlu, bu sözü ile Türkiye’de 1990’lı yılların sonundan itibaren yükselen ulusal dalgayı kırmayı planlayan, genel başkan olmasında rolü açık olan ABD, FETÖ’ye teşekkür ve PKK’ya yanındayız mesajı göndermiştir.

Bir kumpasla Baykal’ın genel başkanlıktan düşürülmesinden sonra ideolojik değişim ve dönüşüm süreci parti içinde hızlandırılmıştır.

PKK’nın özellikle bölünmeyi ifade eden talepleri, “eşit yurttaşlık”, “özerklik şartlarının genişletilmesi”, “anadilde eğitim” vb. bütün CHP kurultaylarında sonuç bildirgesine alınmıştır.

2010-2012 yılarında AKP ile yapılan anayasa çalışmalarında da rol almışlar ve birkaç ay önce birkaç parti ile birlikte prof. Dr. İbrahim kaboğlu’nun başkanlığında Türk milleti, Türk devleti kavramları anayasadan atılarak, Türk sözcüğünün bile olmadığı “eşit yurttaşlık”, “özerklik ve yerel yönetimlerin devlet yetkileri ile donatılması”, “anadilde eğitim” gibi eklenerek yeni bir anayasa hazırlığına başlamışlardır.

Kılıçdaroğlu sonrasında, CHP’yi fırsat bularak ele geçiren atatürk karşıtı klikler, adım adım parti içinde geçmişi çağrıştıran hiçbir değer bırakmamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Atatürkçüleri partiden uzaklaştırmaya ya da atmaya çalıştılar.

2010 yılından bu yana FETÖ ve PKK’nın sıkıştığı her anda ve alanda imdatlarına koşmuşlardır.

FETÖ’nün gazetelerini, televizyonlarını, bankalarını, 15 temmuz 2016 tarihinde ABD adına devlete el koymak için darbe girişiminde bulunan ve hapse atılan elemanlarını korumaya, darbeyi tiyatroya benzeterek önemini gizlemeye çalıştılar, bunlar için de içi boş “hak, hukuk, adalet” diye yürüyüşler yaptılar.

Hapse atılan PKK ve FETÖ hükümlülerini ziyarete gittiler, cezaevinden çıkarmak için yürüyüşler yaptılar. FETÖ’cüleri mitinglerde alkışlattılar.

PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG’yi “Vatan savaşı veriyorlar” diyerek Kobani’ye çiçekler, oyuncaklar yolladılar. Tezkereye HDP ile birlikte hayır oyu verdiler. ABD’nin bu terör örgütlerine silah ve para yardımına ses çıkarmadılar.

BİR OY HDP'YE KAMPANYASI

PKK’nın talimatı üzerine 6-8 ekim 2014 tarihlerinde HDP’nin çağrısı ile başlayan kalkışma eylemlerini desteklemek için başta wikiliks belgelerinde kod adı TR 705 olarak geçtiği ve CIA'nın bilgi elemanı olduğu söylenen Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve başkalarının tweetler atarak bu eylemleri desteklemek için yürüyüşler yapmaya kalktılar.

2014 seçimlerinde ve sonrasında FETÖ ile ittifak yaptılar, HDP’nin güçlenmesi için “Her evden bir oy” veya “Bir oy CHP’ye, bir oy HDP’ye!” kampanyası düzenlediler.

PKK’ya destek veren ve haklarında dava açılan belediye başkanları yerine atanan kayyımları protesto ettiler. Bizle, Atatürkçülerle dalga geçer gibi, görevlerinden alınmış HDP/PKK’lı eski belediye başkanlarına Atatürk resmi hediye ettiler.

Mersin’de de en son yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde CHP içindeki HDP muhibleri, Akdeniz İlçesi’nde CHP’nin adayı sayın Sabit Yelkovan'ın seçimi kazanma ihtimali çok yüksek olduğu halde, HDP adayının kazanması için çalıştılar. HDP'ye CHP’lilerden oy toplamaya çalıştılar.

PKK’nın varlık nedeni olan HDP ile ittifakı 2011 yılından sonra planlayarak bu günlere geldiler. HDP ile ilişkileri geliştirerek, dolaylı olarak PKK’nın güçlenmesine, varlığını sürdürmesine, PKK tarafından düzenlenen bombalı saldırılarla çok sayıda asker, güvenlik mensubu ve sivil yurttaşımızın şehit edilmesinde rol oynamışlardır.

PKK’ye lojistik destek de sağlayan HDP’ye yıllardan bu yana güç veren CHP üst yönetimi, 14 Şubat 2021 günü vahşice, insanlığa sığmayan bir şekilde şehit edilen 13 sivil yurttaşımızın kahpece katledilmesini, Türk milleti’nden korktuklarından, parti içinde hala varlığını koruyan Atatürkçülerin gözünü boyamak istemelerinden dolaylı, failin PKK olduğunu açıkça ifade etmeden kınasalar da bu sonuçtan tarihi ve siyasi olarak sorumludur.

Bu konuda yıllardan bu yana uyarılarımıza kulak vermeyen CHP üst yönetimi, neredeyse özellikle millî savunma alanında, Mavi Vatan hattında, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve en son yapılan ve devam eden Barış Pınarı Harekâtı'nda, Libya’ya sağlanan destekte, Azerbaycan’nın Dağlık Karabağ’ın azat edilmesi için Ermenistan’a karşı verdiği haklı savaşında vb. Türk millî devleti’nin fiilen karşıtı haline gelmiştir.

Artık 1930’lu yılları ve bütün devrimci geçmişi reddeden, HDP’nin PKK’ya gönderdiği çocuklarını Diyarbakır’da HDP binası önünde eylem yaparak bekleyen Kürt analarına asla destek vermeyen, ziyaret etmekten kaçan CHP üst yönetimi, Şeyh Sait'leri ve Seyyit Rıza'ları savunanların yanında yer aldığını da göstermiştir.

CHP üst yönetimi, Atatürk’ün kurduğu devrimci partinin yöneticileri olmadıklarını tescil etmişlerdir. Zaten bugünkü bazı yöneticiler tarafından yakın bir geçmişte “vakıf yapalım” dedikleri CHP, artık parti olmaktan da çıkarılmıştır. ABD Başkanı Biden’in “Birlikte çalışalım” diye talimat yolladığı bir sivil toplum örgütüdür.

14 Şubat'taki katliam sonrasında Kılıçdaroğlu ve CHP üst yönetiminin ve kendilerine yakın basın ve yayın organlarının, televizyonlarının PKK’yı gizleme tutumları, bunların HDP'lileşme eğiliminde epey yol aldıklarını ispat etmektedir.

NEDEN İSTİFA ETTİM?

Atatürk’ün CHP’sinden ideolojik kopuşu çoktan tamamlamış olan ve eylemsel olarak da giderek HDP'lileşen CHP üst yönetimi ile bir Atatürkçü olarak aynı parti çatısı altında kalmak, PKK/HDP ile bundan sonraki eylemlerine de ortak olmak anlamına gelmektedir.

Bu nedenle bu üst yönetim ile bağlarımı resmen de koparmak zamanı gelmiştir.

İşgal altına alınan ve Atatürk’ün CHP’si ile artık bir ilgisi de kalmamış olan bu CHP’den (!) gönül huzuru ile Türk milleti’nin “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” bir bireyi olarak istifa ediyorum.

Atatürk’ün CHP’si gibi köklerini, 1870'li yıllarda Namık Kemal'lere, Ziya Paşa'lara, Mithat Paşa'lara ve İttihat ve Terakki'ye, ayrıca devamla Atatürk CHP’sine, 150 yıllık devrimci tarihe dayayan, Altı Ok’u parti programına koyan, emperyalizme karşı mücadeleyi öncelikle bağımsızlık çizgisini gözbebeği gibi savunma hattını, Atatürk'ün süresiz devrimlerini, 1930'lu yıllarda başlayan planlı halkçı, kamucu üretimi bugün de programına alarak esas alan Vatan Partisi’ne üye oluyorum.

Bütün CHP üyelerine, seçmenlerine çağrımdır:

Nutuk okuduysanız, bir İstiklal Savaşı var ise geçmişinizde, kendinize yurtsever, vatansever, milliyetçi, halkçı ve Atatürkçü diyorsanız, CHP'nin, Türkiye'nin, TC'nin, Andımız'ın, Türk milletinin birliğinin, vatanın bütünlüğünün, HDP kongrelerinde asla okumadıkları İstiklâl Marşı'mızın, kongre salonlarına asmadıkları Türk bayrağımızın durumunun ve sonunun ne olacağına cevap verin!

Atatürk sayesinde ve önderliğinde kazandığımız, içselleştirdiğimiz bu millî değerlerimizin durumu ve geleceği ne olacaktır?

Atatürk heykelleri ile Şeyh Sait ve Seyyit Rıza'nın, Apo'nun heykelleri aynı meydana mı dikilebilir mi? Dikilirse buna tahammülümüz olabilir mi?

Rengini şehit kanlarından alan şanlı Türk bayrağı ile PKK'nın paçavrası, bütün eylemlerde, aynı rüzgârda aynı amaç ve hedefle dalgalanabilir mi?

Bağımsızlık savaşında hayat bulan "Korkma!" diye başlayan Türk İstiklâl Marşı ile Türk millî Devleti'ne karşı isyanda şekillenen sözüm ona "gerilla" marşı aynı salonlarda terennüm edilebilir mi?

Bu kadar saf mıyız? Tarih bilincimiz nerede?

Atatürk olsa, bugün, bu durumda ne yapardı?

Kendiniz Atatürk olun!

“Ben Atatürk'üm” deyin ve Atatürk gibi yapın!

Bütün Atatürkçüleri, milliyetçileri, halkçıları, yurtseverleri, vatanperverleri, Atatürk’ü ve Altı Ok’u savunan parti üyelerini, partiye o veren seçmenleri, 1930’lu yılların CHP’sini ve devrimci geçmişimizi reddeden, PKK ve FETÖ ve ABD ile kaderini birleştiren CHP’den istifa etmeye, kökünü 150 yıllık devrimci geçmişe ve Atatürk’ün Altı Ok’lu CHP’sine dayayan Vatan Partisi’ne üye olmaya çağırıyorum.

Atatürk, ancak o zaman huzur içinde yatacaktır!

Sonraki Haber