Elysee Sarayı’nda yalnız bir adam: Emmanuel Macron

Fransız derin devleti sistemi seçeneksiz bırakamazdı: Rothschild & Co çalışanı tekelci burjuvazinin temsilcisi neoliberal Emmanuel Macron adım adım iktidara hazırlandı ve Mayıs 2017’de iktidara getirildi. Macron ilginç çıkışlarıyla dünyada kendinden en çok bahsedilen Avrupalı lider olmakla birlikte hem Avrupa’da hem de Fransa’da giderek yalnızlaşan bir siyasetçi. Bugün yapılan anketlerde halk desteği yüzde 20’nin altına düşmüş ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kendi adayı Marine Le Pen’in adayının 15 puan gerisinde.

Fransa’nın geleneksel merkez sağ ve sol partileri iflas edince “Macron modeli” üretildi. Önceki cumhurbaşkanları Nicolas Sarkozy (2007-2012) ve François Hollande (2012-2017) dışarıda ABD yedeğinde saldırgan politikalar izlerken içerde neoliberal programlarla ülkeyi ekonomik ve sosyal çıkmaza sokmuşlardı. Cumhuriyetçiler ve Sosyalist Parti yerlerde sürünüyorlardı; oy oranları yüzde 10’un altına düşmüştü.

Sistem çıkmaza girince, sistem dışı veya sistemi rahatsız eden (küreselleşme, NATO ve AB konusunda) partiler (Marine Le Pen ve Jean Luc Melenchon’un partileri) küresel efendileri ve Fransız derin devletini rahatsız etmişti. Yeni bir model üretmek zorundaydılar. Ama artık ok yaydan çıkmıştı; sağlı sollu uçtaki bu partiler halkın desteğini almaya devam ediyordu.

SİSTEM PARTİLERİ İFLAS ETTİ MACRON PROJESİ DEVREYE SOKULDU

2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uçlardaki bu iki aday favori durumundaydı. Sistemin efendileri, Cumhuriyetçiler ve Sosyalist Partinin yönetici kadrolarının desteği ile “aşırı sağ ve aşırı sol” diye nitelendirdikleri bu iki adayın karşısına Macron’u çıkardılar. Aday olduğunda Macron’un bir partisi bile yoktu. Kendisini hem sosyal demokrat hem de liberal olarak tanıtıyordu. Muhafazakâr Liberaller ve Sosyal Demokratların siyasetlerinin karışımı olan ve “Sosyal-Liberal” diye adlandırılan programla “İlerleyen Cumhuriyet” adında bir de parti kurdu. Sistemin medyası öylesine bir propaganda bombardımanına başlamıştı ki program olarak öncekilerden farklı olmayan ama “39 yaşında dinamik bir genç” olan Macron Fransa’yı kurtaracak ve düzlüğe çıkaracaktı.

SOSYAL DEMOKRATLARIN VE YEŞİLLERİN DESTEĞİYLE SEÇİLDİ

Ama Macron’un ilk seçilmesinde (ikincisinde de) esas neden bu değildi; Cumhuriyetçilerden Sosyal Demokratlara Yeşillerden Komünistlere kadar sağlı sollu tüm sistem partileri Marine Le Pen’e karşı Macron’u desteklemişti. Başta Sosyal Demokrat Cumhurbaşkanı Hollande olmak üzere Sosyalist Başbakan ve Bakanlar kendi adaylarına değil Macron’a oy verme çağırında bulunmuşlardı. Fransız televizyonlarında adeta Macron’un seçimini kutlarcasına bayram havası vardı. Le Monde’dan Le Figaro’ya, Liberation’dan l’Humanite’ye kadar neredeyse tüm Fransız basını attıkları manşetlerle ve yaptıkları yorumlarla sevinçlerini ifade ettiler. Medyanın bu sevincine Sosyalist Parti ve kendini sol gören bazı grup ve partiler de katıldılar. Derin bir oh çektiler; “Faşist Le Pen’in önü kesilmişti”. Fransa Marine Le Pen’e karşı bir “zafer” kazanmıştı. Finans kapitalin adamı cumhurbaşkanı seçilmiş ne gam!

BBC, Macron’un Fransa Cumhurbaşkanı seçilmesini “bir yıl gibi kısa bir zamanda! Artık Fransa’nın genç ve dinamik ve de yakışıklı bir cumhurbaşkanı var” diye yorumlamıştı. Gerçekler hiç de öyle değildi; Macron, sağlı sollu iflas eden sistem partilerinin yerine küresel güçler ve yerli işbirlikçileri tarafından bir proje olarak hazırlanmış, medyanın ve sermayenin gücünü arkasına alarak seçilmesi sağlanmıştı.

Kazanan Paris değil Brüksel diktatörlüğü, NATO ve Atlantik ötesi, Suriye’de savaş kışkırtıcılığı, İran’a ve Rusya’ya yaptırımlar ve Ukrayna’da faşist iktidarla iş birliğiydi. Kazanan işçi, memur ve esnaf değil Fransız büyük burjuvazisi; finans kapital, bankalar, sigorta kuruluşları, özelleştirmeler, sendikasızlaşmaydı.

2022 yılında da ikinci kez de aynı yöntemlerle ve desteklerle kazanmıştı.

EMMANUEL MACRON KİMDİR?

Macron, ülkeye bürokrat ve siyasetçi yetiştiren Ulusal Yönetim Okulu’ndan (ENA) mezun oldu. 2004 yılında Maliye Bakanlığına müfettiş olarak girdi. Bakanlıkta Sarkozy, Fillon hatta Hollande’ın yakın dostu Jean-Pierre Jouyet Macron’u koruması altına aldı. Jouyet, Amerika’da NED’in (National Endowment for Democracy) yönlendirdiği Neo-Con’ların Aspen Enstitüsünün Fransa şubesinin 2013’e kadar başkanlığını yaptı ( o gün de onursal başkanıydı).

Jouyet, Macron’u “Sosyalist” Mitterrand’ın dostu ünlü liberal Jacques Attali ile tanıştırdı. 2007’de Sarkozy Cumhurbaşkanı seçilince Attali’ye bir ekonomi komisyonu kurdurdu. Macron bu komisyonda raportör olarak çalıştı. Attali’nin de desteğiyle bankacı ve “Trilatérale” üyesi Serge Weinberg ile tanıştı. “Trilatérale” 1973 yılında Bliderberg ve CFR yöneticileri tarafından kurulmuş, amacı Avrupa ile ABD arasında “ekonomik ve politik ilişkilerin geliştirilmesi”.

Jacques Attali ve Serge Weinberg Macron’u David Rothschild’in Fransa’daki sağ kolu François Henrot ile tanıştırarak Rothschild & Co. Yatırım Bankacılığına girmesini sağladı. François Henrot aynı zamanda “Fransa Amerika Vakfı” (la French American Fondation) yöneticisi. 30 yıldır Fransa’da ABD çıkarları için ajanlık faaliyeti yürüten “French American Foundation” son yıllarda Fransız politikasını belirleyen kurumdur. Yürüttükleri “Young Leaders” programıyla Fransa’ya yön verecek liderleri eğitmiştir; Nicolas Sarkozy ve Fransa Cumhurbaşkanı sosyalist François Hollande ABD’nin bu eğitiminden geçen liderlerdir. “Young Leaders” programının yöneticilerinin aynı zamanda CFR üye ve yöneticileri olduğunu bilmem belirtmeye gerek var mı?

Şöyle tamamlayayım: Rothschild bankasından sonra 2012’de Sosyal Demokrat Cumhurbaşkanı Hollande’ın danışmanı, 2014’de sosyalist hükümette ekonomi bakanı. 2016’da Yürüyüş Hareketi’nin (henüz parti değildi) kurucusu ve 2017’de Cumhurbaşkanı seçildi. Macron, 2022’de ikinci kez seçildi ve geçen hafta yedinci yılını kutladı. 5 Mayıs 2024 tarihli La Tribune Dimanche gazetesine verdiği uzun bir mülakatta “başarılarından” söz etti.

Ortada bir başarı yoktu. Afrika’da yenildi ve kovuldu. Ukrayna savaşında ABD’nin yanında durarak Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sonucu ülkesini tarihinde görülmemiş bir enerji ve ekonomik krize sürükledi. Milli gelire oranla yüzde 114 borç oranıyla Avrupa’nın en borçlu ülkelerinden biri oldu. Kriz çiftçileri vurdu: haftalarca eylem yapan çiftçiler Paris’e dayandı. Avrupa’da Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcılığının başını çekti. Filistinlilere soykırım uygulayan İsrail’e destek verdiği gibi Filistin direnişini savunanlara karşı baskı uyguladı. Şimdi de kendi toprakları olarak gördükleri denizaşırı ülkesi Yeni Kaledonya’da başı dertte. Bir de Korsika sorunu var. Sarı Yeleklilerin muhteşem mücadelesini, emeklilerin direnişini Aydınlık gazetesindeki köşemde çok yazdım. Burada ayrıntıya girmiyorum.

Ekonomi, sağlık, eğitim gibi konulara da ben girmeyeceğim. Sözü Macron’un La Tribune gazetesine verdiği mülakat ile ilgili konuşan Cumhuriyetçiler Partisinden Senato Başkanı Gérard Larcher’e bırakıyorum. “Devlet Başkanı gerçekleri inkâr ediyor” diyen Larcher ile yapılan röportajı bu sayfada okuyabilirsiniz.

‘Macron gerçekleri inkâr ediyor’

Fransız Senatosu Başkanı Gérard Larcher, geçen hafta La Tribune Dimanche gazetesinde Macron ile yapılan röportaja yanıt verdi. Cumhuriyetçiler Partisinin resmi internet sitesinde yayımlanan röportajı aşağıda özetliyoruz.

OKULLAR DRAMATİK BİR ŞEKİLDE KÖTÜLEŞTİ

Senato Başkanı, Macron’un 7 yaptığı “başarıları” nasıl değerlendiriyorsunuz soruna şöyle cevap veriyor: “Hayal kırıklığı yarattı. Aynı ülkeyi görmediğimiz, aynı Fransa'yı hissetmediğimiz izlenimine kapıldım. Bana göre üç konu Emmanuel Macron'un gerçekleri inkâr ettiğini gösteriyor. Birincisi, okul. Okullar dramatik bir şekilde kötüleşti. Standartlar düşüyor ve şiddet artıyor. Öğretmenler artık bu konuda açıkça konuşuyor. Son Pisa sıralamasında,ülkemiz hem matematik hem de bilimsel okuryazarlıkta 26'ncı, okuduğunu anlamada ise 29'uncu sırada yer alıyor. Mesele sadece para ve kaynak meselesi değil. Mesele sadece para ve kaynak meselesi değil. Değerlerin aktarımı, öğretmen otoritesine saygı ve özellikle kamu sektöründe laikliğin korunması ile ilgili bir sorun var…”

SAĞLIK SİSTEMİMİZ SON DERECE KÖTÜLEŞTİ

Senatosu Başkanı şöyle devam ediyor: “İkincisi sağlık. Bu Fransızlar için büyük bir endişe kaynağı ve şüphesiz yerel meclis üyeleri için de bir numaralı endişe kaynağı. En fazla kamu harcaması yapan ülke olmamıza rağmen, sağlık sistemimiz son derece kötüleşti. Kamu hastaneleri giderek dikeyleşmiş ve bürokratikleşmiştir; Her yıl 9 milyon hastaya özel sektör tarafından bakılmasına rağmen kamu ve özel sektör, birbirlerini tamamlayabilecekleri yollar aramak yerine sürekli olarak karşı karşıya getirilmektedir. Son konu ise devlet otoritesidir. Haberlere bir göz atalım. Uyuşturucu kaçakçılığı, şehir rodeoları, emirlere uymayı reddeden insanların sayısının artması, Châteauroux'da Matisse'in adli gözetim altındaki bir Afgan tarafından öldürülmesi... Tüm bunlar güvensizlik yaratıyor. Hükümetin denemediğini söylemiyorum. Kolay olduğunu da söylemiyorum. Ama bu durum rehavete kapılmayı engelliyor”.

La Tribune Dimanche'a verdiği demeçte "seleflerimden çok daha cesur reformlar yaptığımı kabul ediyorum" diyen Macron’a Larcher şu cevabı veriyor:

“Cesaret nerede? Hangi reformlar konusunda? Göçmenlik konusunda mı? Kurumlarda mı? Basitleştirme? Emekli maaşları konusunda iki kez başa dönmek zorunda kaldı, özellikle de ilk puan bazlı reform anlaşılmaz olduğu için. İkincisine gelince, eğer başarılı bir sonuca ulaştırabildiyse, bu kısmen de olsa Senato sayesinde oldu.”

KAMU MALİYEMİZİN DURUMU SON YEDİ YILIN EN BÜYÜK BAŞARISIZLIĞIDIR

Bütçeye ilişkin ise Senato olarak çok uzun bir süredir alarm verdiklerini belirten Larcher şöyle devam ediyor: “2022 yılında, çok yıllı kamu maliyesi programlama tasarısı sırasında, hükümete 2027 yılına kadar %3'lük bir açık elde etmek için 35 milyar ek tasarruf yapması gerektiğini söyledik. Bu konuda Maliye Bakanı Bruno Le Maire ile bir tartışma yürüttüm. Yaklaşık 17 milyar avroluk bir uzlaşma önerisi sunduk. Ancak Cumhurbaşkanı bunu istemedi. Geçtiğimiz sonbaharda, 2024 bütçesine yönelik hazırlıkların bir parçası olarak 7 milyar avroluk bir tasarruf önerisinde bulunduk. Önerilerimizin hiçbiri kabul edilmedi, bu kış ise hükümet 10 milyar daha bulmak zorunda kalmadan önce alelacele 10 milyar tasarruf yapmaya karar vermek zorunda kaldı. Her şey yön ve tutarlılıktan yoksun. Fransa geride kalıyor. Kamu maliyemizin durumu son yedi yılın en büyük başarısızlığıdır.”