İşçinin dostu kim düşmanı kim?
İşçilerin ve sendikaların siyasallaşması konusuna Amerikan ve Avrupa işçi hareketlerinin farklı yaklaşımları vardır. Amerikan İşçi Sendikaları, Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu AFL-CIO’nun yönlendirmesi ile siyasete ve siyasi partilere uzak dururlar. Siyasetle ilgileri partilerin üstünde ve dışındadır. Avrupa işçi sendikaları ise siyasallaşmış, siyasi partiler kurmuş, kurulmasına katkıda bulunmuş ya da yönetimlerinde önemli görevler üstlenmiştir. AFL-CIO’nun partiler üstü ve dışı duruşu onun siyasete ilgisiz kaldığı anlamına gelmez. Seçim zamanlarında, “dostlarını ödüllendir düşmanlarını cezalandır” sloganı ile sendika üyesi işçierin ve üye olmayanların oy verme eğilimlerini etkilemeye çalışır. AFL-CIO bu yöntemi yıllarca başarı ile kullanmış ve bir anlamda seçimler dışında ücret sendikacılığı seçimler sırasında siyasal sendikacılık yaparak karma bir sendikacılık modeli ile Amerikan siyasetinde işçilerin genellikle insan haklarını, eşitliği önemseyen ve emeğe yakın duran Demokrat Parti’ye oy vermesini sağlamıştır. Başka bir deyişle Amerikan sendikacılığı işçinin dostu olan partiyi ödüllendirerek seçim zamanlarında siyasal sendikacılık yapmıştır.
TÜRK-İŞ İŞÇİNİN DÜŞMANINI BİLİYOR MU?
1960’lı yıllarda Amerika’da 4 bine yakın sendika yöneticisinin eğitilmesini sağlamış olan Türk-İş Amerikan sendikacılıının ücret sendikacılığı bölümünü iyi özümsemiş ama seçim zamanlarında uyguladığı “düşmanlarını cezalandır” bölümünü ıskalamış ve bu unutkanlığını yıllarca sürdürmekte bir sakınca görmemiştir. Türk işçi hareketi işçilerin, memurların ve onların sendikalarının dostunu düşmanını iyi bilmek ve oy sandıklarında düşmanını cezalandırmak yürekliliğini göstermedikçe aydınlığa çıkamayacaktır. İşçilerimiz ve sendikacılarımız şu soruyu kendilerine sormak zorundadır: İşçinin düşmanı kim? 13 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin çalışanlar konusunda yaptığı düzenlemelere bakınca işçinin düşmanını kim sorusunu yanıtlamak kolaydır. Özelleştirmeler yolu ile yüzbinlerce işçiyi işsiz bırakan, taşeronlaşmanın önünü açan ve destekleyen, kayıtdışı çalıştırmayı önleyemeyen, işçi sağlığı ve güvenliği konusunu denetimsiz bırakarak yüzlerce işçinin iş kazasında ölümüne sebep olan, yetki konusunda çifte barajı kaldırmayan, Çalışma Bakanlığı’nın siyasal eğilimlere göre yetki vermesine ses çıkarmayan, sendika özgürlüğünü yok ederek sendikaların hükmete biat etmesini isteyen, kıdem tazminatı yükünü işverenin sırtından alıp buharlaştırmaya çalışan, grevleri erteleyen, grev yasaklarının sürmesini isteyen kim sorularının yanıtı AKP’yi işaret etmektedir.
TÜRK-İŞ AKP’NİN HİZMETİNDE Mİ?
Yukarıda sorduğumuz soruların muhatabı ve sorumlusu AKP Hükümeti olduğu halde işçi hareketinin sorumluları ve özellikle Türk-İş ve Hak-İş konfederasyonları bu partiye karşı bir tutum sergileyemiyor, bir genel grev yapamıyor, masaya yumruğunu vuramyor . Türk-İş ve Hak-İş konfederasyoları neden Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın karşısında tir tir titriyor ve işçi hareketinin onuruna yakışan bir dik duruş sergileyemiyorlar? Neden korkuyorlar ve koltuklarından başka kaybedecekleri bir şeyleri olmadığını, kurtaracaklarının kendilerinin ve işçi sınıfının onuru olduğunu bilmiyorlar mı? Bu yöneticiler isimlerinin işçiler katında hayırla yad edilmediğini, bunca zilletin koltuk uğruna çekilmesinin anlamsızlığını ne zaman anlayacaklar? Bu iki konfederasyon yetkilileri titreyip kendilerine gelmeli, ülkenin içine çekilmek istendiği karanlıktan kendilerinin de sorumlu olduğunun ayırdına varmalı ve işçi sınıfı tarihinin kendilerini asla affetmeyeceğini bilmelidirler.
İŞÇİNİN DOSTU VAR MI?
7 Haziran seçimlerinde işçilerin düşmanı olduğu açık olan partiye oy vermeleri tarihi bir hata olur. Dostunu düşmanını bilmeyen geleceğini aydınlatamaz. Sendikacılar işçilere yaşadıkları acı gerçekleri anlatmalı ve onların düşmanı olan partiyi oyları ile cezalandırmalarını istemeleri tarihi bir görevdir. İşçinin dostu olan parti var mı? Hangi parti programında işçilere somut projeler sunacaksa o parti işçinin dostudur. CHP’nin böyle bir programı yok. Kurduğu emek bürolarını partinin neo-liberalleri çalıştırmadı.Geriye bir Vatan Partisi kalıyor. Yaptığı hamleyle işçi bürolarını kurup harekete geçirdi. Eğer bu büro partinin işçiler için yapacaklarını somutlaştırıp yazıya döker ve bunu bir emek manifestosu olarak tüm işyerlerine fabrikalara ve geçimini emeği ile sağlayanlara ulaştırabilirse emeğin dostu parti olduğunu kanıtlayacak ve emekçi oylarının yönü olabilecektir.