Taraklı (Sakarya)
Taraklı hakkında en teferruatlı bilgiyi, Evliya Çelebi (1611-1688) ünlü Seyahatnâmesinde vermektedir. Evliya Çelebi, Taraklı’nın yedi mahalleden oluştuğunu tespit ettikten sonra mimarî yapılanması hakkında ayrıca şu bilgilere yer vermektedir:
“Çarşı içindeki camii (Yunus Paşa Camii) çok güzeldir. Bir hamamı, beş hanı, altı çocuk mektebi ve 200 dükkânı vardır. Hepsi kaşık ve tarak yapımıyla uğraştıklarından, şehre Taraklu derler. Dağlar safi şimşir ağacıyla kaplı olduğundan halkı bunları işleyip, Arap ve Aceme gönderirler. Suyu ve havası çok güzeldir. Bütün dağları, ormanlarla kaplı av yeridir. Deresi içinden aktıktan sonra diğer bir nehir vasıtasıyla Sakarya nehrine kavuşur”
Taraklı birçok tarihi değere sahiptir. Yerel yönetim tarihi yapının korunması ve geliştirilmesine büyük önem vermektedir. 94 adet tescilli sivil mimarlık örneği bina ve 8 adet doğal kültür varlığı bulunan Taraklı’da 1992 yılından itibaren Koruma Amaçlı İmar Planı kapsamında çalışmalar yürütülmekte ve tarihi dokunun korunmasına özen gösterilmektedir. Sakarya’nın en uzak ve dağlık bölgesinde bulunan Taraklı, Osmanlı ahşap mimarisinin en güzel örneklerini barındırmaktadır.
Mimar Sinan tarafından yaptırılan 493 yıllık Yunus Paşa Camisi bunlardan bir tanesidir. Cami ilginç mimari özelliği ile dikkat çekmektedir. Mimar Sinan yapıya taş bloklar yerleştirirken taşın ortalarını oyup demir çubuk yerleştirdikten sonra üzerine harç yerine eritilmiş kurşun döktürmüştür. Yanında bulunan hamamdan döşenen tesisatla alttan ısınma özelliğine de sahiptir.
Yusufbey mahallesinde bulunan yaklaşık beş asırlık çınar ağacı Kültür ve Turizm Bakanlığınca doğal anıt olarak tescillenmiştir.
Taraklı-Geyve Karayolu üzerinde bulunan Hacıyakup Paşalar köyündeki Bizans döneminden kalma kil hamamı kaplıcaları hastalıklarına şifa arayanlar tarafından tercih edilmektedir.
Birgi (İzmir)
İzmir İli, Ödemiş İlçesi’nde yer alan Birgi, sırasıyla Frig Uygarlığı (MÖ 750-680), Lydia Uygarlığı (MÖ 680-546), Pers Krallığı, Bergama Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorluğu hakimiyeti altında bulunmuştur. Kent Anadolu Beylikler döneminde, 13. ve 14. yüzyılda Aydınoğlu Beyliği’ne başkentlik yapmıştır.
1426 yılında ise kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçmiştir. Birgi, kendine has geleneksel mimari dokusunu günümüze kadar koruyabilmiş ender yerleşim yerlerinden biridir. Konakları, camileri, türbeleri, medreseleri, hamamları, çeşmeleri ve daha birçok eseriyle, beylikler döneminden başlayıp günümüze ulaşmış çok sayıda tescilli yapıya sahiptir.
Beldede geleneksel mimari dokuyu en iyi biçimde yansıtan iki mimari yapı; ahşap süsleme ağırlıklı mihrabı ve minberiyle döneminin en başarılı örneklerden biri olan Ulu Cami ile ahşap işçiliği ile dikkat çeken Çakırağa Konağı’dır.
Şirince (İzmir)
İzmir'in Selçuk İlçesi'ne bağlı ve Selçuk'a 8 kilometre mesafede tarihi mimarisi korunmuş turistik bir köydür. Özgün adı olan Kırkınca'nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir.
Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet'in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik'in talimatıyla Şirince şeklinde resmileştirilmiştir.
19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 haneli bir Rum kasabası olarak bilinmekteydi. 1923'te Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (Çoğu Katerini'nin Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala'nın Müştiyan (Moustheni) ve Somokol (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir. Köyün evvelce bağcılık, şarap üretimi ve zeytinciliğiğe dayalı olan ekonomisi, bir tütün bölgesinden gelen yeni sakinlerinin elinde bir süre sekteye uğramış, ancak son yıllarda artan turistik önemine paralel olarak, bu sektörler yeniden gelişmeye başlamıştır. Bağcılık ve zeytinciliğin yanısıra, şeftali, incir, elma, ceviz yetiştirilir.
1950'li yıllarda 2000-3000 civarında iken sonradan 700'e kadar düşen köy nüfusu, 1990'lı yıllardan itibaren turizmin gelişmesiyle birlikte tekrar yükseliş eğilimi içine girmiştir. Köyde halen bazı Rum evleri pansiyon olarak hizmet vermektedir.
Mustafapaşa (Nevşehir)
Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı tarihi bir Rum köyü olan Mustafapaşa, Sinasos ismiyle de biliniyor. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün de ödüllendirdiği köy; kültürel zenginliği, görkemli taş yapıları ve doğallığıyla görenleri hayran bırakıyor
Burası Ürgüp'e 6, Nevşehir'e 25 kilometre uzaklıkta bulunan, camilerden kiliselere, taş evlerden medreselere, manastırlardan konaklara pek çok yapıya ev sahipliği yapan eski bir Rum köyü. Doğallığını muhafaza eden bin 300 sakinli köy her yanıyla "buram buram" tarih kokuyor. Antik dönemde Sinasos adıyla bilinen köyde, M.S. 9. yüzyıldan başlayarak, Orta Çağ'a (Bizans), Osmanlı'ya ve erken Cumhuriyet dönemine ait 200 civarında tescilli yapı yer alıyor.
Uzaktan küçük bir Anadolu kasabası görünümünde olsa da yakınlaştıkça adeta bir kültür mozaiği.
Köyün, Lausanne (Lozan) Mübadelesi öncesi dönemde gayrimüslim ve Müslüman halkın ortak yaşam kültürünü, mübadeleyle gelen Makedonya göçmenlerinin zenginliğiyle harmanladığı görülüyor.
İstanbul'da yaşayan "Havyarcılar Loncası" liderlerinden Serafim Rizos'un el yazmasına göre Mustafapaşa, ismini Seyyid Mustafa Paşa isimli üst düzey bir devlet görevlisinden alıyor.
Bu yetkili, çeşmeler bağışlayarak köyün su sorununu büyük ölçüde çözünce buraya Mustafapaşa denilmeye başlanıyor.