Yandex
27 Mart 2025 Perşembe
İstanbul 22°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

13 Şubat 2025 Medyanın Halleri

13 Şubat 2025 Medyanın Halleri... Köşe yazarlarının gündemi ne? Gazetelerde neler var? Köşe yazılarında öne çıkanlar neler?

13 Şubat 2025 Medyanın Halleri... Köşe yazarlarının gündemi ne? Gazetelerde neler var? Köşe yazılarında öne çıkanlar neler?
A+ A-
NADİR TEMELOĞLU

ŞOVMEN VAİZLER!

ALİ OSMAN AYDIN-YENİ AKİT

Diksiyonuyla, bilgi birikimiyle, hal hareketiyle çok problemli vaizler görüyorum sosyal medyada. Hoca demiyorum zira önemli bir kısmı o sıfatın içini dolduracak kişiler değiller.

Bunlar kibirli, egosantrik, ciddiyetsiz, popülist ve beğeni budalası olmuş itici adamlar. Çoğu dinin usulüne dair hiçbir bilgiye sahip değil.

Bu kişiler, utanmadan, sıkılmadan, argoyla karışık kahvehane sohbeti gibi -güya- dini sohbet yapıyorlar. Üsluplarına, kabalıklarına, hoyratlıklarına bakılırsa din değil de sanki futbol maçı anlatıyorlar. Özellikle cinsel göndermeli hurafeleri ballandıra ballandıra anlatmaya bayılıyorlar. En tartışmalı sosyolojik meselelere, en kışkırtıcı polemiklere bocalama dalıyorlar. Dara düştüklerinde de mahreçsiz kıraatlarıyla ezberden bir iki ayet “patlatıyorlar”. Oluyor size dini bir sohbet!

Din, isteyenin, aklına esenin hiçbir denetime tabi olmayacağından emin olarak bayi açabildiği, piyasa kredisi yüksek bir tüketim markası değil. Fakat memleketteki dini söylemin bir tarafı, maalesef böyle bir izlenim veriyor. (…)

Dinin nasıl algılandığı, bu algıyı negatif etkileyen kişi ve söylemler bence Diyanet'in de radarında olmalı. Diyanet'in böyle bir gündemi olmalı. Sosyal medyada dinin temsili hiç de iyi bir noktada değil. Diyanet'in buna yönelik bir çalışması var mı bilmiyorum. Ama kesinlikle olmalı. İnsanların olup bitenleri sosyal medyadan öğrendiği ve sosyal medyanın algıları şekillendirdiği bir dönemde, değil sahih dini bilginin kendisi, bunu anlatacak kişinin diksiyonu, takım elbisesi, mimikleri bile çok büyük ehemmiyet taşıyor.
Hem din ile ilgili – bilimin dine karşı olduğu şeklinde- bilgi kirliliğine karşı, hem de dinin temsili ve görünümlerine karşı bir birim oluşturulabilir. İlahiyat fakültelerinde çok saygın, alanının uzmanı, donanımlı, dünyayı görmüş son derece değerli isimler var. Bu isimler, bu işle ilgili pekâlâ organize edilebilirler.

***

ŞEHİT AİLELERİNİ RENCİDE EDECEK BİR TAVIR İÇİNDE OLMAYIZ

ABDULKADİR SELVİ-HÜRRİYET

KANAL D Ankara Temsilcisi Zafer Şahin’le birlikte Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’la kapsamlı bir sohbet yaptık. (…)

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Genel af yok” diye çok net konuştu. Öcalan’ın yapacağı silah bırakma çağrısına ilişkin de “Bu açıklamada verilecek mesajın muhatabı terör örgütüdür” dedi. Adalet Bakanı’nın bu vurgusu önemli.

Öcalan’ın çağrısının muhatabı ise devlet değil, PKK. Birileri suyu bulandırmak için “Koskoca devlet terörist başının çağrısına mı kaldı?” diyorlar. Öcalan, devlete çağrı yapacak değil ki. Öyle bir yetkisi yok. Ona öyle bir imkân tanınmaz. Öcalan, PKK’ya, Kandil’e, YPG’ye çağrı yapacak. Devlet en güçlü dönemini yaşıyor. İçeride PKK’yı bitirdi. Siz onu PKK’nın Türkiye sınırları içinde Kandilcikleri, kampları olduğu zaman söyleyecektiniz. Türkiye, terörü bitirmekte kararlı, PKK’nın lideri olan Öcalan ise terör örgütüne silah bıraktırmak ve terör faaliyetlerinin sona erdiğini ilan etmek için bir fırsat istemiş, buna ehil olduğunu söylemiş, devlet de ona bu imkânı tanımış. Bundan ötesi yok. İnisiyatif de irade de devletin elinde.
Yılmaz Tunç, “Şehit ailelerini rencide edecek bir tavır içinde olamayız. Burada hedeflenen Terörsüz Türkiye’dir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da AK Parti milletvekilleriyle toplantıda, bir milletvekilinin sorusu üzerine “Ev hapsi, mev hapsi diye bir şey yok. Adamın kendisi de çıkmak istemiyor. Bunlar nereden çıkıyor? Af diye bir şey yok” demişti.

***

SİYONİSTLERİN ÇİN YAYGARASI

BERCAN TUTAR-SABAH

Joel Rosenberg yakında çıkacak kitabı "The Beijing Betrayal/Pekin'in İhaneti" adlı romanında Çin'i anti-semitizmin yeni küresel merkezi diye tanıtıyor. (…) Zira Çin, bütün baskılara rağmen Hamas'ın 7 Ekim taarruzunu terörist eylem diye tanımlamadı ve Filistin Devleti'nin kurulması çağrısını tekrarladı.
Fakat Evanjelik-Siyonistleri çıldırtan asıl hamle Çin'in 27 Mart 2021'de Tahran ile 25 yıllık Kapsamlı Stratejik İşbirliği Anlaşması'nı imzalaması oldu.

Çin'in İran'a yapacağı 400 milyar dolarlık yatırımların aslan payını ise enerji, nükleer program ve silah sektörü oluşturuyor. Bu da ABD'nin Ortadoğu'da İsrail üzerinden devreye soktuğu yeni Siyonist planın aslında İran'dan çok Türkiye ve Çin'i hedef aldığını gösteriyor.
Bu çerçeveden bakınca Gazze'deki barbar soykırımın ve Trump'ın sürgün planı aynı zamanda Çin'in Kuşak Yol Projesi yerine Türkiye'yi de by-pass eden Hindistan-Ortadoğu ve Avrupa Ekonomik Koridoru'nu (IMEC) inşa etmeye endeksli.

RCP'deki yazısında Çin'i İsrail'in Ortadoğu'daki sömürgeci projeleri önünde en büyük tehdit diye lanse eden Rosenberg, Washington ve Pekin arasında yükselen tansiyondan gayet memnun görünüyor. İsrail ve ABD bu nedenle birlikte Pekin'e saldırıyor.

Çünkü birinin tökezlemesi, diğerinin de sendelemesine yol açacak.

Hegemonik gerileme sürecindeki ABD'nin Çin'e karşı her geçen gün kan kaybetmesi bir bakıma Siyonist projenin geleceğini de baltalıyor. Haliyle Siyonazileri hafakanlar basıyor.

Rusya'ya dahi diş geçiremeyen ABD ve İsrail'in Çin'i dize getirmesi çok zor. Çünkü Çin kendisine yönelik kirli emperyal planların farkında. "Çin'in İsrail sorunu" yazımda da vurguladığım gibi modern Çin'in kurucusu Mao Zedong, bu gerçeği ilk dile getiren kişilerden biriydi.

1965'te Filistin Kurtuluş Örgütü'nden (FKÖ) bir heyeti kabul eden Mao, emperyalizmin Çin'den ve Müslümanlardan korktuğunu belirterek "İsrail ve Formosa (Tayvan) Asya'daki emperyalizmin üsleridir. İsrail'i sizin için, Formosa'yı da bizim için yarattılar. Amaçları aynı" uyarısında bulunmuştu.
Nitekim Trump'ın sürgün planına "Gazze, Filistinlilere aittir" diyen Çin'in son çıkışının İsrail'de yeni travmalara yol açtığından eminiz. Dolayısıyla ABD'nin Tayvan, tarifeler, TikTok, fentanil, yapay zekâ, Grönland, Kuzey Buz Denizi ve Panama Kanalı gibi dosyalar üzerinden Çin'e karşı verdiği savaşın en fanatik destekçilerinden biri de İsrail.

Kuşku yok ki etki tepkiyi doğuracak. Gelecekte Pekin'in İsrail karşıtı hamleleri daha da sertleşecektir. Zaten bunu gören Siyonistler şimdiden ağlaşıyor... "Antisemitik hale gelen Çin, İsrail'in düşmanlarına silah ve hatta nükleer teknoloji satıyor" yaygarası koparıyorlar. Fakat bu kez baltayı taşa vurdular.

***

TÜRKİYE'NİN NÜFUSU VE MİLLÎ GÜVENLİK

OĞUZHAN BİLGİN-AKŞAM

Bu şuurla Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle önce 1926'da Merkezi İstatistik Dairesi (bugünkü TÜİK) kuruldu. 1 sene sonra da ilk nüfus sayımı gerçekleştirildi.

1926 yılında kürtaj yasağı katılaştırıldı ve ağır ceza kapsamına alındı. 1929 yılından itibaren 5 ve daha fazla çocuğu olan vatandaşlardan bazı vergiler hiç alınmamaya başlandı. 1930 yılından itibaren 6 ve daha fazla çocuğu olan ailelere madalya verilmeye başlandı. Hatta 1938 yılında medeni kanuna eklenen bir maddeyle evlilik yaşı erkeklerde 17'ye, kadınlarda 15'e düşürüldü.

Sadece Atatürk döneminde değil, İnönü döneminde de 1944'te çocuğu olanların maaşlarına önemli zamlar yapıldı ve bir maaş kadar doğum yardımı verilmeye başlandı. Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nda da çocuğu olanlara teşvikler verildi.

Neticede de bu politikaların da etkisiyle nüfus artış hızının %21'e kadar yükseldiği dönemler oldu.
Sonrasında nüfus artışı devam etti ve Türkiye nihayet nüfus olarak Avrupa'nın büyük devletlerinin (Fransa, İngiltere, Almanya) seviyesine geldi. Bu, elbette Batı için de Türk düşmanları için de korkutucu bir gelişmeydi.

Bir süre sonra "Türkiye'nin nüfusu fazla, o yüzden biz fakiriz, gelişemiyoruz" diye bir anlatı hegemonik hâle getirildi. "Doğum kontrolü" kampanyaları bizzat Batı'nın veya onun uzantısı büyük sermaye tarafından yapıldı. Ünlüler de kampanyalarda başrol oynadı. Bir yandan sinema filmlerinde bir yandan dizilerde bir yandan da medyada sürekli çok çocuk sahibi olmak itibarsızlaştırıldı ve aşağılandı.

Bu propagandalara sosyolojik süreçler de eklendi. Türkiye'nin 1950 sonrası sanayileşmeye ve dolayısıyla da kentleşmeye başlaması sosyolojik doğal bir süreç işledi ve bu süreç hane başına düşen çocuk sayısını düşürmeye başladı. Şehirlilik ile kırsallık arasında her daim var olan çocuk sayısı farkı Türkiye'de kentliliğin nüfustaki oranı arttıkça etkisini daha da fazla göstermeye başladı.

Bugün Türkiye'nin nüfus artış hızının alarm zilleri çalmasını beraberinde getiren süreç biraz da böyle başlamış oldu. Bu konuya dair süreçleri detaylandırmaya, tartışmaya devam edeceğiz.

Yılmaz Tunç PKK YPG Türkiye