Yandex
30 Mart 2025 Pazar
İstanbul 13°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

MEDYANIN HALLERİ... ‘Operasyon çocukları’ nasıl engellenir?

Sosyal medyanın da gündemi borsa haline geldi. Yatırımcılar, gazeteciler, bu konuya tepki gösterenler haklı. Bir operasyon olduğu, TÜSİAD’ın açıklamaları sonrası bu düşüşün gelmesinden de anlaşılıyor. Türkiye bu sistemle bugün dışa bağımlı hale düşmüştür.

MEDYANIN HALLERİ... ‘Operasyon çocukları’ nasıl engellenir?
A+ A-
NADİR TEMELOĞLU

Önceki gün Borsa sert düştü.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), tüm kurumların işlemlerine inceleme başlattı.
Sosyal medyanın da gündemi borsa haline geldi. Bazı kullanıcılar, “Satın her şeyi satın. Yakında bizide içine katıp beraber satarsınız. Borsa yatırımdan çıkmış soygun yerine dönmüş.” tepkisi gösterdi.
Gazeteci Gaffar Yakınca, “Borsada bugün muazzam sermaye çıkışı yaşandı. Küçük yatırımcı mahvoldu! Toplam 6,5 milyar Lirayı bulan satışların %55’ini tek başına Koç Grubu’nun bankası YKB, %20’si ise Bank of America adlı ABD bankası yaptı.” ifadelerini kullandı.
Sabah yazarı Dilek Güngör daha sert cümleler kurdu: “Operasyon çocukları… BofA ve Yapı Kredi… Ama bunların efendisi kim asıl soru bu? Peki ya SPK! Aylardır yapılan operasyonlara niye ses çıkarmıyorlar?” Sayın Güngör daha sonra SPK’nın açıklamasını yazdı ve ekledi: “Lafta kalmasın çünkü küçük yatırımcının canı burnunda…”

İŞTE NEOLİBERAL EKONOMİ DEDİKLERİ

Yatırımcılar, gazeteciler, bu konuya tepki gösterenler haklı. Bir operasyon olduğu, TÜSİAD’ın açıklamaları sonrası bu düşüşün gelmesinden de anlaşılıyor. Fakat operasyonu sadece SPK mi durdurabilir? Verilecek ceza operasyonları engeller mi? Hayır.
Bu bir sistem sorunu. Sıcak para ekonomisi, -yazanların diliyle- “operasyon çocukları” doğuruyor.
24 Ocak 1980 Kararlarıyla başladı bu yıkım süreci. Üretici kambur ilan edildi. Kamu kuruluşları satıldı. Yalnız malların giriş çıkışı değil, paranın giriş çıkışı da serbest bırakıldı. Türk lirasını koruma kanunu kaldırıldı. Serbest kambiyo rejimine geçildi. Devlet küçültüldü. Çiller’in deyimiyle, “son sosyalist devletin” yıkılması gerekiyordu.
Emekçiler bastırıldı, sanayici ve tüccar sistemin kenarlarına sürüldü. Artık efendi olan, dünya finans merkezleri idi. Bu süreçte Sıcak Para Komisyoncuları, Büyük Faizciler, Dolar ve Borsa vurguncuları, İhale ve Tarikat Rantçıları saltanat sahibi oldular. Millî ekonominin değerleri o depremin altında kaldı. Borsa İstanbul’un ortalama yüzde 65’ten daha fazlası yabancı yatırımcıların eline geçmiştir.
Bizi borca batıran bu sisteme “Neoliberal Ekonomi” diyorlar, “Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme” diyorlar, “İhracat odaklı ekonomi” diyorlar.
Türkiye bu sistemle bugün dışa bağımlı hale düşmüştür. Ekonomi sanallaştırılmıştır. Yabancı yatırımcılar, sıcak para denilen kaynaklara hükmederek, Türkiye’nin politikalarını yönlendirme fırsatını ele geçirmişlerdir.

ÇÖZÜM ÜRETİCİLERİN MİLLÎ HÜKÛMETİ

Vatan Partisi on yıllardır uyarıyor.
Buna karşı çözüm Üretim Ekonomisini kurmaktır.
Bu da ancak Üreticilerin Millî Hükûmeti başarabilir.
Yabancı sermayenin dolaşım ve faaliyeti, Üretim Ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunma şartına bağlanmalıdır.
İstanbul Borsası’nın yatırıma, üretime ve ekonominin verimliliğine katkısı bulunmayan, tersine kaynakları çarçur eden, küçük birikim sahiplerinin kandırılmasına ve kumar benzeri haksız kazançlar sağlanmasına olanak veren, en önemlisi emperyalist para operasyonlarıyla dışa kaynak aktarılmasına neden olan bugünkü işleyişine son verilmelidir.
“Devleti küçültme” adı altında kamu hizmetinin ortadan kaldırılmasına, belediye hizmetlerinin özelleştirilmesine son verilmelidir.
Bankalardaki dışsatım ve dışalım amaçlı olmayan döviz Türk Lirasına çevrilmelidir.
Merkez Bankası, bağımsız değil Üreticilerin Millî Hükümetinin yönetiminde olmalıdır.
Kontrollü kambiyo rejimine geçilmelidir.
Türk bayrağı altında Türk lirası kullanılmalıdır.
Bankacılıkta yabancı sermaye hâkimiyetine izin verilmemeli, bankacılık sektörü millileştirilmelidir.
Daha pek çok şey sayabiliriz. Dileyen okurumuz Vatan Partisi’nin Üretim Devrimi programında bu ayrıntıları bulabilirler.
Bu böyle gitmez.
hep birlikte Üreticilerin Millî Hükûmetini kurmak için harekete geçelim.

***

FETÖ’nün parası kaldı mı?

MELİH ALTINOK-SABAH

Geçtiğimiz günlerde yurtdışındaki firari FETÖ'cülerin sosyal medyadaki bir tartışmasına denk geldim.
Fetullah Gülen'in ölümünün ardından örgütün yönetimine çöken ekibin, finans kaynaklarını üyeler için kullanmamasından yakınıyorlardı. "O kadar para ne için var?" diye soruyorlardı.
FETÖ içi iktidar mücadelesinde kullanılan abartılı bir argüman mı yoksa örgüt gerçekten de hâlâ finans gücünü koruyor mu?
Cevabı bilmiyorum.
Evet, Ankara bastırıyor ama yurtdışındaki okullarının çoğu hâlâ açık. Örgütün en önemli kaynaklarından olan "himmet" mekanizması çökmüş durumda. Maaşlarından pay aktaran üyeler, devletten büyük oranda temizlendi. İşadamları da üzerlerindeki korku ve tehdit kalkınca ananas yemekten kurtuldular.
Dün "Maydonoz Döner" isimli yemek şirketi zincirine yönelik Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1.5 yıldır yürütülen FETÖ soruşturmasında, yemek şirketi sahiplerinin de aralarında bulunduğu 10'u kamu görevlisi 353 kişinin gözaltına alınması önemli bir gelişme.
Zira, Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı koordinesinde, MASAK ve MİT Başkanlığı'nın desteğiyle Antalya merkezli 31 ilde yapılan operasyonla, şirket bünyesinde FETÖ nedeniyle işlem gören ve örgütle bağlantısı devam eden kişilere gayri resmi ortaklık verildiği ortaya çıktı.
Şirketin, 7 ülkede kurulan şirketlerle örgüte para transferi yaptığı ve örgüt üyeleri arasında 220 milyonluk para transfer hacmi olduğu iddia ediliyor.
Her sektörde pıtırcık gibi biten ve anında parlayan işletmelerin, ünlülerin mali ilişkileri daha sıkı mercek altına alınmalı.

***

Sınırsızlığın bir başka ucu: Pornografik göstermecilik kültürü

İSMAİL KILIÇARSLAN-YENİ ŞAFAK

Bugünün hedonizm ile kapitalizmi birleştiren çılgın dünyasında “arzu nesnesi belirlemek” tüketim davranışını tetiklemek için en kestirme yol malum. Bir yöntem olarak pornografi tam burada giriyor devreye.
Bugünün porno starlarının influencerlar, fenomenler ve kamusal alanda kendi kişiselliklerini (aslında kişilikleri olmadığı için kendilerini) pazarlayan tüm diğerleri olduğuna hiç şüphe yok. Aslında hiç yaşamadıkları, yaşamayacakları, hatta yaşanamaz hayatları dünyanın yeni ruhuna uygun şekilde pazarlayarak yemekten cinselliğe, dinden Kemalizm’e kadar pornografi boca ediyorlar üzerimize.
Din pornografisi yemek pornografisi kadar karlı mesela. Makyaj pornografisi çocuk bakımı pornografisi kadar karlı mesela.
Ne demek istiyorum? Şunu: Pürüzlerin, eksiklerin, fazlalıkların, tuhaflıkların, eşitsizliklerin devreden çıkarıldığı her alanda pornografi, kapitalizmin ticari karını artırarak ve maruz bıraktığı herkesi eksikli, pürüzlü ya da tuhaf hissettirerek yoluna devam ediyor. O yemeği asla öyle pişiremiyorsunuz. O elbise size asla öyle olmuyor. Asla o kadar güzel görünemiyorsunuz. Asla çocuğunuzla o denli güzel iletişim kuramıyorsunuz. Asla o kadar duayı edemiyorsunuz.
Pornografik göstermecilik kültürü, çok önemli bir yan etki olarak “yetersizlik” üretiyor hemen her alanda. Onca “flat”lık, onca “berraklık”, onca “açık seçiklik” ya da “açık saçıklık” insanı sürekli “yetersiz hissettiriyor.
Esasen modern insanın tüketim kültürü “ihtiyaç odaklı” olmaktan “tatmin odaklı” olmaya doğru ilerlemişti ilerlemesine ama sanıyorum insanlık tarihinde ilk kez insan teki “yetersizliğini bastırmak” için tüketmeye başladı. Bugün etrafımızı çepeçevre saran tüketim kültürü artık “alırsan mutlu olursun” reklamları yapmaya gerek bile duymaz oldu. “Almazsan yetersizsin demektir” deyip geçiyor. (…) Pornografik göstermecilik kültürünü bugünkü turbo kapitalizmin motoru haline getiren şeyi tam bu devir daimde aramalıyız. Alıyor, deneyimliyor, tatmin olmuyor, tatminsizliğimizi artırıyor ve yeniden alıyoruz. Tam yeniden aldığımızda o aldığımızın yenisi, başkası, ötekisi, üst versiyonu, bambaşkası çıkmış oluyor. Bütün tatminler kısa, çok kısa sürüyor böylelikle.

***

‘Kemalizm’ zehir midir?

NAİM BABÜROĞLU - SÖZCÜ

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bir milletvekili, “Kemalizm zehirdir. Bu zehri yutmayacağız” diyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Gazi Mareşal Atatürk’e açıkça hakaret ediyor. (…)
8 Temmuz 1920...
Yunan ordusu Bursa’yı işgal eder.
35 Osmanlı padişahının türbeleri, işgal altındaki İstanbul ve Bursa’da...
Padişah türbeleri, işgalcilerin her türlü hakaretine maruz kalır.
Yunan komutanlar, Osman Gazi’nin mezarına gelirler.
Sofoklis, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin sandukasını tekmelemeye başlar.
Fotoğraf çeken gazetecilerin önünde, yüksek sesle: “Kalk da milletini kurtar”, diye haykırır.
Gazeteler, Yunan Başbakanı’nın oğlu Sofoklis’in bu tarihi haykırışını süslendirerek yazarlar.
Osman Gazi türbesine, Kral Konstantin’in resmini asarlar.
Yunan askerleri, Müslüman mezarlarını ve evliya yatırlarını tuvalet olarak kullanırlar.
Osman Gazi, 595 yıl önce 1326’da vefat etmişti.
Elbette cevap veremezdi.
Padişah Vahdettin de işgalcilerle işbirliği yapıyordu.
Cevabı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa verdi.
Hem de çok ağır bir şekilde...
Cevap, Yunan tarihine bir utanç belgesi olarak geçti.
Ve, türbeleri tekmeleyen Yunan komutanlar, tarihin en büyük felaketini yaşadılar.(…)
İşgal döneminde, İngilizler, Mustafa Kemal’le birlikte, vatanın namusu için can verenlere “KEMALİST” derlerdi.
KEMALİST demek, vatandan başka sevgili tanımayan kahraman demektir. (…)
Atatürk’ü, Kemalist’i kim sevmez diye sorarsanız?..
Cevap çok açık...
Emperyalistler sevmezler, Sevr’i yırtıp çöpe attığı için,
PKK terör örgütü ve Şeyh Said yandaşları sevmez,
Türkiye’yi parçalayacak projeyi engellediği için,
İşgal döneminde işgalci devletlerle işbirliği yapanlar sevmez, köle olmalarını önlediği için,
FETÖ sevmez, Türkiye’yi emperyalistlere teslim etmediği için,
Afganistan ve benzeri ülkelere özenenler sevmez,
bağımsız, çağdaş ve özgür bir devlet kurduğu için...

Vatan Partisi Borsa