MEDYANIN HALLERİ...‘Basın özgürlüğü’ ile her şeyi örtemezsiniz
Bir kişi açıkça Türk Ceza Kanunu çiğniyor. “Gazetecilere özgürlük” yaygarası kopuyor. Kimse kanunların ve bununla birlikte gazeteciliğin etik değerlerinin ayaklar altına alındığını konuşmuyor.

Bu satırları hem gazeteci hem de sorumlu yazı işleri müdürü olarak yazıyorum.
Türkiye’de her şeyin içi boşaltıldığı gibi maalesef gazeteciliğin içi de boşaltılıyor.
Yapılan her yanlış, ‘basın özgürlüğü’ ile örtülmeye çalışılıyor.
Kanunları, gazetecilik etiğini konuşan yok. Bu değerlerin ayaklar altına alınması ciddi sakıncalar içeriyor.
Bir kişi PKK faaliyetlerinden dolayı tutuklanıyor. “Gazetecilere özgürlük” yaygarası kopuyor. Kimse gazeteciliği terör örgütüne alet etmenin sakıncalarını konuşmuyor.
Bir kişi FETÖ’den tutuklanıyor. “Gazetecilere özgürlük” yaygarası kopuyor. Kimse gazeteciliği darbe girişimine kalkışmış bir terör örgütüne alet etmenin sakıncalarını konuşmuyor.
Bir kişi açıkça Türk Ceza Kanunu çiğniyor. “Gazetecilere özgürlük” yaygarası kopuyor. Kimse kanunların ve bununla birlikte gazeteciliğin etik değerlerinin ayaklar altına alındığını konuşmuyor.
Bazı gazeteler günlerce, birinci sayfalarından kocaman kocaman tekzip yayınlamak zorunda kalıyor. Ama hiç kimse kafasını önüne koyup burada yanlış bir şey var mı demiyor.
Evet konumuz Halk TV’nin yayımladığı ses kayıtları.
Türk Ceza Kanunun 132., 133., 134. maddeleri açık. Kimsenin rızası olmadan ses kaydı alamazsınız, yayımlayamazsınız. Basın kanunu ve etiği de bunu söylüyor.
Hangi gazeteciye hangi hukukçuya sorsanız bunun suç olduğunu söyler.
Kaldı ki, gözaltına alınan gazetecilerin ifadelerinde de bunu savunmadıklarını, yaptıkları işi savunamadıklarını görüyoruz. Topu birbirlerinin üzerilerine atıyorlar.
Basın özgürlüğü, suç işleme özgürlüğü değildir.
Bu işten ekmek yiyen on binlerce insan var. Bu işi layıkıyla yapan insanların emeğini, namusunu, etik değerlerini de savunmak gazetecinin boynunun borcudur.
Şu olabilir ve bir tercihtir. Örneğin bir haber çok önemlidir. Bunu kanunu çiğnemek dışında duyurmanın bir yolu yoktur, tercih ederek bunu yaparsanız, cezayı da göze alırsınız.
Bu konuda ısrarcılarsa, haberi yapanlar çıkar yayına, "Ben konuştum, kendisi istemedi yayımlanmasını ama bunu herkes bilmesi lazım. Bunun bir cezası var. Bu cezayı da göze alarak bunu yayımlıyorum." der. Çünkü kamu faydası her şeyin önündedir.
Ama artık böyle zorunluluklar hissetmiyorlar. Neden? Çünkü mağdur rolü oynamak Türkiye'de en kolay olan. “Basın özgürlüğü engelleniyor” sloganları atmak da en kolayı.
Tabiî şuna da değinmemiz lazım. Paldır küldür gözaltına almalar, tutuklamalar konuyu şov malzemesine çeviriyor. Böyle olunca yanlış yapanın eline fırsat veriliyor. Çağırırsınız ifadeye, gerekirse hâkimliğe sevk edersiniz. Bu kadar.
Tabiî bu konuyu cevap hakkına saygı olarak sunanlar da var! Birini arıyorsunuz, hayır bne konuşmak istemiyorum, yayınlanmasını istemiyorum diyor, yayınlıyorsunuz buna rağmen ve bu cevap hakkına saygı oluyor! Böyle saygısız bir saygı biçimi bir tek bizde oluyor sanırım…
Maalesef Türkiye’de çürüyen pek çok şeyle birlikte gazetecilik de çürümeye başladı.
‘Basın özgürlüğü’ ile her şeyi örtemezsiniz.
Bu çürümeden kurtulmanın yolu hukuku uygulamaktan, gazetecilik etiğini ve kurallarını yeniden ayağa kaldırmaktan geçiyor.
BAY “DOKUNAN YANAR” DAN GAZETECİLİK ÖĞRENİYORUZ!
FUAT UĞUR/ TV 100
Dün Halk tv çalışanı iki gazeteci ile bir sunucu, Ekrem İmamoğlu’nun gazına gelerek TCK’nun 132. Maddesini çok açık bir şekilde ihlal edip suç işledi. İmamoğlu’nun adını ifşa edip hedef gösterdiği bilirkişi ile yaptıkları telefon görüşmesinin içeriğini, bilirkişinin onayını almadan televizyonda yayınladılar.
Korkunç bir olay bu. Adeta bir ahlaki çöküş sahnesi gibiydi yaşananlar. Ekrem İmamoğlu dün X’te bir paylaşımda bulunmuş ve “Korkmayın ve susmayın” diye yine vermiş gazı:
“Türkiye yeni bir ‘Dokunan Yanar’ dönemine girmiştir. Hukuktan gelen gücün çok aleni istismar edildiğini ve toplumun her kesimine korku salınmaya çalışıldığını görüyoruz. Korkmayın ve Susmayın! Gazeteci Barış Pehlivan’ın ve Serhan Asker’in gözaltına alınması utanç verici bir uygulamadır”
Dokunan Yanar söylemi malum FETÖ’yü niteleyen bir deyim. Geçmişte adı “hizmet hareketi” ya da Cemaat olan FETÖ, gazetelere, televizyonlara sahipti. Yargıda ve TSK’daki etkinliğiyle akıl almaz kumpaslar düzenliyordu. Bu yüzden Cemaat ile ilgili söz söyleyen, onları eleştiren herkesin burnundan fitil fitil getiriliyordu.
Bu yüzden “Dokunan yanar” deniyordu.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım da onlardan biriydi. Cemaat Fenerbahçe’yi ele geçirmek istiyor ama başaramıyordu. Aziz Yıldırım karşısında duruyor ve engel oluyordu. İşte o sırada ŞİKE DAVASI adı altında bir kumpas uygulamaya konuldu Fenerbahçe’ye yönelik. Aziz Yıldırım tutuklandı. Sık sık FETÖ’nün yayın organı Samanyolu Televizyonuna (STV) spor yorumcusu olarak çıkıp konuşan Ekrem İmamoğlu tam tutuklamanın ardından bağlandığı yayında sunucunun “Aziz yıldırım tutuklandı, siz olumlu buluyor musunuz?” sorusunu aynen şöyle cevapladı:
“Bunu olumlu yorumlamanın dışında yapacak bir şey yok. Çok olumluyorum. Kanıtlanmıyordu ispatlanmıyordu diyorsunuz ama kanıtlanmak istenmiyordu, ispatlanmak istenmiyordu. İlk defa bu konuda kesin ve kararlı bir hukuki süreç yaşıyoruz." Geçmiş silinemiyor tabii. Bu Ekrem İmamoğlu için de geçerli. Kendisi de dokunanı yakanların safında o vakitler.
TÜRKİYE’DE İTHALATIN TABLOSU
ERDAL TANAS KARAGÖZ/ YENİ ŞAFAK
2024 yılında Türkiye ekonomisinde toplam ithalatı oluşturan kalemlere bakıldığında yatırım -sermaye malları, hammadde yani ara mallar ve tüketim malları olarak üç kalemden oluşmaktadır. 2024 yılında gerçekleşen toplam 344 milyar doları değerindeki ithalatı oluşturan malların miktarı ise şöyledir;
Toplam ithalatta en büyük payı 238,3 milyar dolar ile hammadde yani ara mallar oluşturmaktadır.
İkinci sırayı 52,7 milyar dolar ile yatırım-sermaye malları alırken üçüncü sırayı 54,4 milyar dolar ile tüketim malları almaktadır. Bu tablo, bizim hammadde yani ara malları temsil eden kalemlerin üzerinde odaklanmamızı ve bu kalemlerin tedricen azaltılmasını zorunlu kılmaktadır. (…)
Her yıl ciddi miktarda hammadde için dışarıya ödenen kaynağın ekonomi için önemli bir kaynak kaybı olduğu açıktır. Bu kaynağın ülkede kalması, yatırımda kullanılması ve dolayısıyla üretim için kullanılması ülke GSYH’si ve kişi başı gelirde önemli artışlar sağlayacaktır. İthalat içinde önemli yer tutan enerjide dışa bağımlılığın azaltılması dış ticaretin azaltılmasına ve cari açık tehdidinin ortadan kalkmasına önemli katkılar sağlayacaktır.
Dolayısıyla, hammadde yani ara malların ithalatını azaltmak ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmasını da beraberinde getireceği gibi ekonomik bağımsızlığı da güçlendirecektir.
BİZ BU ZEKÂNIN NERESİNDEYİZ?
SALİH TUNA/ SABAH
ABD "stratejik" olarak Çin'i görüp, tevekkeli "önleyici ekonomik savaş" başlatmamıştı. Mesela, kendisine rakip olmasın diye yüksek teknoloji içeren yapay zekâ çiplerini Çin'e satmamayı kararlaştırmıştı. N'oldu, gördük. Çin çok daha az çiple çok büyük bir iş başardı; DeepSeek işte bunun göstergesi.
Fakat şu da bir gerçek: Dünya hâkimiyetinde ortak/şirk kabul etmemek için ABD'nin yapmayacağı şey yok.
"Serbest piyasa" başta olmak üzere adeta tapındığı ne kadar değeri varsa, helvadan yaptıkları putları acıkınca yiyen cahiliye dönemi Arapları gibi yemeye koyuldular. Bu yüzden de "serbest piyasayı" veya "liberal değerleri" savunmak Çin'e kaldı. Evet komik ama "küresel vaziyeti umumiye" bundan ibaret. O değil de biz bu "yapay zekâ savaşının" neresindeyiz?
Yapay zekâ savaşları... ‘Çin malı’
DEEPSEEK SİLİKON VADİSİNİ ALT ETTİ
FULYA SOYBAŞ/ HÜRRİYET
“Gayet gerçekçi. Ki DeepSeek, R1’in eğitiminde de büyük fark yarattı. R1 için Gözetimli İnce Ayar (SFT) teknolojisi yerine, Takviyeli Öğrenme (RL) kullanıldı. Örnekleyeyim: Diğer yapay zekâ modellerinin öğretmen olduğunu ve doğru bilgileri çocuğa ezberlettiğini düşün. Bu model ise bilgiyi ezberletmek yerine, başta biraz bilgi verip, kendi kendine öğrenmesinin yolunu gösteriyor, ‘doğru öğrendiğinde ödül, yanlış öğrendiğinde ceza’ gibi bir sistem izliyor. Bir şeyi ezberletmek için ayrılan güçle, kendi kendine öğrenmeye harcanan arasında fark var ve bu avantajı iyi kullanmışlar. Model açık, nasıl yaptıkları da. Sürpriz yok. Bu arada OpenAI o1’den 1500 sayfalık bir bilgi alabilmek için aşağı yukarı 60 dolar ödemeniz lazım, DeepSeek ise diyor ki: ‘Gel, bizde 2 dolar.’ Bu da Çin ve ABD arasındaki yarışın başka bir boyuta taşınacağını gösteriyor. ABD bugünden sonra daha çok saldıracak, Çin’de ‘Daha yeni başlıyoruz’ havasında. Biz, buradan kendimize ne çıkaracağız buna bakacağız. Baştaki yorumun ile bağlayacak olursam, insan bilmediğinden korkar. Teknolojiye yatırım yapmak, araştırmak, öğrenmek, üretmek lazım.”